15 Mayıs 2021

Vurun (6dk.)

 


Vurun kahpeye dediler halk galeyana geldi. O ana kadar herkes komut bekliyormuş. Kahpe kim, kime ne vuracağız, neden biz vuracağız. Bir ton soru ile mahkeme salonundan çıktım. İnfazı gerçekleştirmek üzere taksim meydanında buluştuk. Kahpe dedikleri kadın swaroski taşlarla bezenmiş uzay yolu ikinci kaptanı kostümü ile Jennifer Lopez’di. Kadın ilk kez İstanbul’a konsere gelmişti ama aşıları tam değilmiş diye sahne öncesi gözaltına alınmıştı. Kadına taş atıyor millet o hala kalçayı sallayarak sağa sola kaçıyor. Ama görsen gram gözyaşı yok kadında. Bizim Bergen geldi aklıma. O da sahnede alımlı çalımlı volta atardı. Mikrofonu tespih gibi sallardı. Bazen masaların arasına girdiğinde bize yaklaşırdı. Dibime, burnumun dibine kadar girer şarkısını söylerdi. Ama bakışları öyle baygın ve uyuşmuştu ki sanki aniden tokat atacak hissi gelirdi, gerilirdim. Jennifer’ı kollamak için sahneye çıktım. Atılan taşlardan bana geldi. Yerden mikrofonu alıp saçlarına yıldız düşmüş annemi söylemeye başladım. O azgın adamalar bağdaş kurmuş çocuklar gibi ağlıyorlardı. Jennifer Ahmet Kaya’nın tüm plaklarını alıp memleketine döndü.

Kara uçurtma

 


Bayramları severdim ama çocukken. Bizim köyde pek çocuk eğlencesi yoktu. Bayramlar yaza ya da bahara denk geldikçe uçurtma şenliği yapılırdı arka yamaç tepelerde. Komşu köylerden de gelenler olurdu bizim tepelere. Orda önce renklerini, sonra kuyruğunun uzunluğunu yarıştırırdık uçurtmaların tüm çocuklar. Arife günü dahil kimse kimsenin uçurtmasını göremezdi. Kasabaya babamla uçurtma için malzeme almaya indiğimizde komşularla kırtasiyede karşılaşırsak bir şey almadan geri çıkardık, ta ki onlar mağazadan çıkasıya kadar. Öyle bir heyecan sarardı ki bayram gelirken Ramazan nasıl geçerdi anlamazdık. Oruçlarımızı şevkle bir an evvel bayram gelsin diye açardık. Babam en çok kuyruğunu önemserdi uçurtmanın. Kuyruğa yüzlerce küçük kuyruklar eklerdi ve öyle uzun tutardı ki uçurtma göğe yükselmişken bile nerdeyse kuyruğu yere değecek gibi olurdu. Babam derdi ki; “Bir ipini uzun tut, bir de kuyruğunu uzun ve sağlam yap. Kimseler senin yanına yaklaşamaz.”

Vurdular babamı ben daha delikanlı bile değilken. Malum toprak yüzünden, kan davası. O vuruldu uçurtmam da vuruldu, kuyruğu, ipi koptu. Nereye düştü, hangi tele takıldı bilemem. Ama o alçaklar çocukluğumu çaldılar benden. Anam elime dedemden yadigâr altıpatları verdi. Babamın kanı yerde kalmayacakmış. Kanı yerde kalmadı, 17 yıldır bu mahpushanedeyim işte ama uçurtmam hala o tellerde kaldı. 

Bir haftaya çıkacağım, cezam bitiyor. Sinyali verdim gardiyana, istediğim malzemeleri getirecek. Eline tutuşturduğumda listeyi afalladı ama tamamdır dedi sonradan. Getirdi malzemelerimi ertesi günü. Kara bir uçurma yaptım. Benim bahtım o ya, havalansın kara uçurtma. Ama kuyruğu umutlarım, öyle bembeyaz upuzun. Çıkınca çok vaktim olmaz diye burada bitirdim uçurtmayı. Zira ana ocağına gitmeden bizim tepelere varacağım kara uçurtmamla. Salacağım yükseklere görsün tüm köy halkı. Bilecekler ipin ucunda kim var. Gelsin sıksın sonra sıkacak olan bana. Bıraksam da uçacak bu kara uçurtma. Gövdesi pes etse beyaz kuyrukları düşürmeyecek onu.


aklı sıra (6dk.)

 


Aklı sıra bana ders verecek. Ben ders alacağım adamı kendim seçerim. Karpuzu eşit dilimlemeyebiliyorsun diye gelip bana geometri dersi veremezsin. Meridyenler ve paraleller nedense sadece coğrafya dersinde öğretilir. Ama onlar yok ki. Dağlar ve nehirler de mi yok o zaman. Coğrafyası iyi olanın biyolojisi zayıf olur. Bir kedinin anatomisini anlamak için çatılarda içli içli miyavlayıp, kuyruk sallayabilmek gerekir. Çatı katında ufak bir terasım var. Barbekü yapıyorum orda ama mangal değil. Komşular geldi kapıya mangal yasak diye. Dedim ki “Ben Barbekü yapıyorum ama en islisinden.” Anlayan nerde. Tuzu döküyorum dirseğimin üzerinden tütsülü etlere. Dilimliyorum ince ince ortası hafif kanlı. Nusret rakılamaya geldi bize. Kokuyu almış tütsülü etin. Uzun bıçağı belinde Malkoçoğlu gibi. “Nerde abi et, keseyim ben.” dedi. Önce arka balkona geç orda bıçağını bileyle sonra da kolonyalı bezle temizle dedim.